17 Kasım 2015 Salı

HİDAYET KARACA DOSYASI AÇISINDAN İSTANBUL SULH CEZA HÂKİMLİKLERİ TARAFSIZLIK VE BAĞIMSIZLIK SIFATLARINI HAİZ DEĞİLDİR


 
1-17 ve 25 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, siyasi iktidarın rahatsızlık duyduğu bir kısım operasyonları yöneten polisleri ve bu arada müvekkilimi de dahil ettiği belli kesimleri de toptan hedef göstererek; “inlerine gireceğiz, cadı avı yapacağız” şeklinde ifadeler kullanmış ve paralel yapı söylemini ortaya atmıştır.
2-Başbakan 22 Haziran 2014 tarihinde, bir gazetecinin “Paralel Yapıya operasyon yapılacak mı?” minvaldeki sorusuna ise; “Yürütmenin adımlarını paralel yargı köstekliyor. Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak.” şeklinde cevap vermiş, açılacak soruşturmaları kast ederek, “Bir proje geliştiriyoruz. Bu işin alt yapısını oluşturuyoruzifadelerini de kullanmıştır.
3-Cumhurbaşkanı’nın önünde olduğu ifade edilen yasal düzenleme 6545 sayılı Yasa’dır. 28 Haziran 2014 tarihinde ise Sulh Ceza Mahkemeleri kaldırılarak yerine Sulh Ceza Hakimlikleri kurulmuş, bu hakimliklerin itiraz mercileri de bir sonraki Sulh Ceza Hakimliği olarak düzenlenmiştir.
4-16 Temmuz 2014 tarihinde HSYK; 1. Sulh Ceza Hâkimliği’ne Bekir Altun, 2. Sulh Ceza Hâkimliği’ne Hulusi Pur, 3. Sulh Ceza Hâkimliğine İslam Çiçek, 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Recep Uyanık, 5. Sulh Ceza Hâkimliğine Cevdet Özcan, 6. Sulh Ceza Hâkimliğine ise Fevzi Keleş’i atamıştır.

-        3. Sulh Ceza Hakimliği’ne atanan hakim İslam ÇİÇEK; 17 Aralık operasyonunda tutuklanan Bakan çocukları ile Reza Zarrab’ın tahliyelerine karar vermiş ve facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde Başbakan hakkında “ömrün uzun olsun uzun adam” şeklinde siyasi söylemlerde bulunmuştur. Anılan hakim aynı zamanda müvekkil hakkında arama ve gözaltı işlemleri için gerekli kararları veren ve buna yönelik itirazlarımızı da reddeden hakimdir.

-        2. Sulh Ceza Hakimliği’ne atanan Hakim Hulusi Pur ise; evindeki ayakkabı kutularında milyon dolarlar çıkan Halk bankası genel müdürü de dahil 6 kişinin tahliyesine karar veren hakimdir. Anılan hakim müvekkilin ilk kez tutuklanmasına yönelik itirazımıza ret kararı veren hakimdir.

-        1. Sulh Ceza Hakimliği’ne atanan Hakim Bekir ALTUN ise yolsuzluk soruşturmaları ile ilgili taleplere imza attığı yönünde haberlere konu olmuştur.

5-) 20 Temmuz 2014’te Başbakan bir miting dönüşü medya mensuplarının sorusu üzerine, “Zaten şimdi yargı süreci başlıyor. Sulh Ceza Mahkemeleri götürecek. Bu güne kadar toplanan tüm deliller paralel yapı olgusunu şayiadan vakıaya dönüştürdüdiyerek müvekkilin de dahil olduğu soruşturma sürecine yönelik yapılacak operasyonun haberini vermiştir.
6-) 21 Temmuz 2014 tarihinde Sulh Ceza Hâkimlikleri göreve başlamışlar, aynı gün başbakanın bahsini ettiği operasyon başlatılmış ve bazı polisler hakkında da yakalama ve gözaltı kararı verilmiştir.
Başbakan bu operasyon başladıktan sonra ise, Şimdi hesap soruluyor, ortaya daha neler çıkacak neler, …Bitmedi bu daha başlangıç… ifadesini kullanarak yapılan operasyonda siyasi iktidarın rolünü göstermiştir.
Başbakan 22 Temmuz 2014 tarihinde, bir gazetecinin operasyonun başka alanlara da sıçrayıp sıçramayacağına ilişkin sorusuna “Tabi, tabi  (Posta Gazetesi, 23 Temmuz 2014) şeklinde cevap vermiştir.
7-) Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise, 23 Temmuz 2014 tarihinde, daha önce yapılan operasyonu kast ederek, Pişmanlık duyarlarsa affederiz.” anlamında bir ifade kullanmıştır.
8-) Dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ise 25 Temmuz 2014 tarihinde; Operasyonun devamının gelmesi lazım; gelecektir de. Yargıya da sıçraması lazım”. şeklinde bir açıklamada bulunmuştur.
9-) 24 Temmuz 2014 tarihinde dönemin HSYK 1.Daire Başkanı İbrahim OKUR (sulh ceza hâkimliklerini kastederek) “Sadece Hulusi PUR’un 17 Aralık Soruşturmasında tutuklanan 6 kişinin tahliyesine karar verdiğini biliyorduk. Aynı soruşturmada 3 hâkimin sanıklar lehine karar verdiğini bilsek farklı bir tablo olabilirdi. Bu, hâkimlerin taraflı oldukları, olacakları anlamına gelmez ama yine de yanlış oldu” demiştir. (Kaynak: 24.07.2014 tarihli CNN Türk, Taha Akyol Eğrisi Doğrusu Programı)
10-) Önceki Hükümette İçişleri Bakanlığı yapan, AKP eski milletvekili İdris Naim Şahin, “Bu yargılamaları yapan hâkimlere yürütme tarafından bir kuşatma var. Yargı da yürütmenin egemenliğine alınıyor” şeklinde beyanda bulunmuştur. Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer bir partinin lideri Selahattin Demirtaş, operasyon ve tutuklama talimatlarının dönemin başbakanı tarafından verildiğini, yargıya özel atamaların yapıldığını ve yürütmenin intikam operasyonu olduğunu kamuoyuna deklare etmişlerdir. CHP lideri Kılıçdaroğlu, Sulh ceza hâkimi Erdoğan’dan gelen talimata göre karar veriyor.ifadesini de kullanmıştır. Muhalefet partisi MHP Meclis Grup Başkan Vekili Oktay Vural ise, “(Avukatlara çıkarılan zorluğu kast ederek), Avukat yok. “Kaç İsmail Kaç” diyor, sorgu hâkimi. İsmail ile birlikte mi karar veriyor? Hâkime müdahale var. (Odasındaki emniyet görevlilerini kast ederek) Hâkimin istişare heyeti var. Hâkimin iradesi dışarıdan yönlendiriliyor mu? AK (AKP kast ediliyor) yargı dönemine girildi. Yargı siyasi silah olarak kullanılıyor.” demiştir. İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, bu yargılama sürecini kast ederek: Başbakana hayran hâkimlerden tarafsız karar çıkmaz”. şeklinde açıklamada bulunmuş, gazeteci Fatih Altaylı ise 23 Temmuz 2014 tarihli köşe yazısında, Operasyonun ilk adımı dün değil, altı gün önceki kararname ile atıldıifadesini kullanmıştır. Toplumun farklı kesiminden birçok isim de Sulh Ceza Hâkimlikleri ile yürütme arasındaki ilişkiyi, mahkemelerin bağımsız olmadıklarını farklı zaman ve zeminlerde ifade etmişlerdir.
11-) Eskişehir 1. Sulh Ceza Hâkimi Kemal Karanfil bakmakta olduğu somut bir olaya ilişkin olarak 29 Eylül 2014 tarihli kararında özet olarak; Sulh Ceza Hâkimlerinin birbirlerinin tutuklama kararlarını inceleyecek şekilde oluşturulduklarını, bu hâkimlerin özellikle seçilme tarzları, itiraz usulü, İstanbul gibi bazı büyükşehirlerde seçilen hakimlerin daha öncede sosyal medyada yansıyan kişilikleri nedeniyle kamuoyunda bu mahkemelerin adil olmayacağına dair oluşan kanı, itirazların sadece belli sayıdan müteşekkil Sulh Ceza Hakimliklerince yapılmasının kapalı sistem getirmiş olması nedeniyle Sulh Ceza Hakimliklerinin Anayasa’nın Hukuk Devleti, 2.maddesinde düzenlenen Tabi Hakim İlkesi, 36.maddede düzenlenen adil yargılanma hakkını, 19.maddede düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliğini ihlal ettiğini belirterek yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına karar vermiştir.
12-) Dönemin Başbakanı’nın ve yardımcılarının, sulh ceza hakimlikleri kurulmadan önce ve kurulup operasyonlar yapıldıktan sonra yaptığı açıklamaları, sulh ceza hâkimliklerinin yürütme organından bağımsız hareket etmediğini ve bu hâkimliklerin objektif bağımsızlıklarının olmadığını göstermektedir.
13-) Yine anılan hakimliklerin 17-25 Aralık soruşturmalarına ilişkin kararları, hakim İslam Çiçek’in facebook paylaşımı ile şimdiye kadar Sulh Ceza Hakimi sıfatıyla baktığı soruşturmalar sürecinde yaşanan hadiseler de sübjektif tarafsızlıklarının olmadığını açık şekilde göstermektedir.
14-) AİHS’in yerleşik içtihatlarına göre bir mahkemenin olmazsa olmazları arasında bağımsızlık ve tarafsızlığı bulunmaktadır. (D.N./İsviçre(Büyük Daire Kararı), 29/03/2001 Nikolova/Bulgaristan, par. 49) Bağımsızlığı konusunda şüphe uyandıran mahkemeler fiilen mahkeme olsa da hukuken mahkeme olarak kabul görmezler. AİHM kararlarına göre, Sözleşmenin 5 ve 6. maddeleri anlamında bağımsızlık, mahkemelerin özellikle diğer erklere ve özelde de yürütme organına ve taraflara karşı bağımsız olmasını gerektirir (Ninn-Hansen/Danimarka).
15-) Bir mahkemenin bağımsız olup olmadığını saptayabilmek için AİHM özellikle şu üç ölçütün söz konusu mahkeme açısından karşılanıp karşılanmadığını dikkate almaktadır: (a) mahkeme üyelerinin atanma yöntemi ve üyelerin görev süresi, (b) dış etkilere karşı güvencelerin var olup olmadığı ve (c) ilgili mahkemenin bağımsız olup olmadığı görüntüsü, izlenimi verip vermediği (Findlay/İngiltere, par. 73).
16-) AİHS anlamında bir mahkemenin olmazsa olmazlarından olan kanunla kurulmuş mahkeme ilkesi, AİHM kararlarında belirtildiği gibi, tutuklama gibi kişi özgürlüğüne çok ağır müdahale oluşturan bir koruma tedbirine karar veren ve Sözleşmenin 5. maddesi anlamındaki “mahkeme”de bulunması gereken bir niteliktir. AİHM’e göre, “Sözleşmeye mündemiç olan hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, “mahkeme” her zaman kanunla öngörülmüş olmalıdır; aksi halde mahkemeler, demokratik toplumda kişilerin davalarını karara bağlamak için gerekli olan meşruiyetten yoksun olurlar” (Lavents/Letonya, par. 81).
Türk Anayasasının Kanuni Hâkim Güvencesi başlığını taşıyan 37. maddesinde, “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabî olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.” düzenlemesine yer verilmiştir. Doğal hâkim güvencesine yer veren bu ifade ile hukuki güvenlik ilkesinin de bir gereği olarak, önceden kurulmuş mahkemeler önünde yargılanmayı (ki tutuklama kararı bir yargısal işlevdir; tutuklamaya ancak bir mahkeme karar verebilir) gerektirmektedir.
AİHM’ne göre, kanunla kurulmuş olma ilkesi sadece esasa ilişkin yargılama yapan mahkemeler için değil, aynı zamanda tutuklama gibi çok önemli tedbirleri kararlaştıran mahkemeler için de olmazsa olmaz bir gerekliliktir.
Bu anlamda, kapalı devre Sulh Ceza Hâkimliklerinin kısa süredeki uygulamaları, yürürlükteki Türk hukukundaki tahliye talebi ve itiraz yolunun kişiye başarı şansı ya da umudu sunmadığının açık kanıtı olup, bu yol etkili değildir. Söz konusu başvuru yolu teori ve uygulamada etkili olmalı ve kişiye başarı ümidi veya şansı sunmalıdır. Sulh Ceza Hâkimliklerinin kısa süredeki uygulamaları göstermiştir ki, bir sulh ceza hakiminin verdiği karara yapılan itirazı inceleyen diğer sulh ceza hakimi önündeki yargılama, kişiye başarı ümidi ve şansı sunmamakta, talepler gerektiği gibi incelenmemekte, basma kalıp ifadelerle reddedilmekte ve makul iddialara ikna edici gerekçelerle cevap verilmemektedir.
AİHS madde 5 anlamında bir mahkemenin olmazsa olmazlarından ya da kurucu unsurlarından birisi de, “bağımsızlık ve tarafsızlıktır”. (D.N./İsviçre(Büyük Daire Kararı),29/03/2001  Nikolova/Bulgaristan, par. 49) Bağımsız ve tarafsız olmayan bir organ, ismi mahkeme de olsa, AİHM’in anladığı anlamda “mahkeme” olmayıp, bu sıfatla yaptığı (yargısal) işlemler geçersizdir; yargısal hiçbir etki doğurmaz.
Sulh Ceza Hakimlikleri, şu anda kendileri kurulmadan çok önce işlendiği iddia edilen suçlarda tutuklamaya karar vermekte olup, doğal hakim güvencesi sunmadıkları için, kendilerinden önce işlendiği iddia edilen suçların şüphelileri bakımından mahkeme niteliğinde değildirler. Bu nedenle, AİHS madde 5 anlamında hakim olmadıkları için, kendilerinden önce işlendiği iddia olunan suçlar açısından tutuklamaya karar veremezler. Dolayısıyla müvekkilimizi hürriyetinden yoksun kılan gözaltı ve tutuklama kararlarını veren merciler olan Sulh Ceza Hakimliklerinin bu kararları gerek Anayasa gerekse de AİHM açısından kabul edilemeyecektir. Zira kararlarından önce bu hakimliklerin bizzat kendilerinin varlık meşruiyeti problemlidir. Anayasa’nın 90. Maddesi gereği usulüne uygun olarak yürürlüğe giren uluslararası antlaşmaların iç hukuk mevzuatından daha üst konumda olduğu dikkate alınırsa, CMK hükümlerinden hiyerarşide üstte olan AİHS’in 5. Maddesinin uygulanma zorunluluğu ve dolayısıyla da derhal serbest bırakılma zorunluluğu bulunmakta olup, aksi halde gözaltı süresi sona ermeyeceği için, hürriyeti tahdit suçu oluşacaktır ki nitekim müvekkilimiz aleyhine olan da tam olarak budur.
Tutuklama ve diğer bazı yargısal kararlara imza atan yargıç(lar) (sulh ceza hakimlikleri), AİHS’in 5. maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız olmayıp, bu nedenle de müvekkilimiz hakkındaki tutuklama kararı geçersizdir. İstanbul sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı hususu somut bulgularla sübuta ermiştir. Anılan hakimliklerin bir kısmı herkesçe malum vakıalar sebebiyle AİHS madde 5 anlamında bağımsız ve tarafsız bir “mahkeme” olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Bu hâkimliklerin verdiği kararlar, AİHS ve AİHM içtihatları gereğince hukuk ve yargılama tekniği açısından “mahkeme kararı” olarak kabul edilemez. Bu itibarla, müvekkil Hidayet Karaca, yasal gözaltı sürelerinin sona erdiği tarihten bu yana keyfi olarak, AİHS madde 5 fıkra 3 hükmüne aykırı olarak tutulmaya devam edilmektedir.
Bununla beraber bir başka kanuna aykırılık nedeni de söz konusu hakimlikler kurulmadan önce siyasilerin bu yönde beyanlarıdır. Bilindiği üzere Sulh Ceza Hâkimlikleri’ne ilişkin düzenlemelerin gerçekleştirildiği süreçte dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa ziyareti dönüşünde 22/06/2014 tarihinde çeşitli basın mensuplarına verdiği demecinde, bu Hâkimliklerin kuruluşunu şöyle anlatmıştır: İçerde, dışarıda olanlar var. Kaçmış olanlar var. Kırmızı  bültenler yayınlamaktan dava açmaya kadar her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız. O zaman olay faklı gelişecek. Zaten bazı gelişmeler de ortaya çıkmaya başladı. Türki Cumhuriyetlerde, bazı Afrika ülkelerinde o paralel örgütün okulları kapatıldı, kapatılıyor. BİR PROJE GELİŞTİRİYORUZ. O BİTİNCE SÜREÇ HIZLANACAK.” (EK-4: Recep Tayyip Erdoğan’ın Sulh Ceza Hakimlikleri kurulmadan önceki açıklaması)

Bu doğrultuda da, anılan kararları veren Hâkimliğin bizâtihi varlığı, madde 37/2’yi ihlâl etmektedir kanaatindeyiz.

17-) Bir kez daha belirtmek gerekirse, başlatılmasında ve devamında siyâsi saiklerin etkili olduğu konusunda tarafımızda güçlü bir intiba uyandıran mevcut soruşturma kapsamında basın mensubu ve bir medya grubunun genel müdürü olan –özellikle belirtmek isteriz ki mevcut iktidar partisi hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını haber alma hakkı çerçevesinde kamuoyuna sunmaya gayret eden az sayıdaki basın kuruluşlarından birinin idarecisi olan- müvekkilim, hiçbir somut delile dayanılmaksızın, keyfi bir biçimde günlerce gözaltında tutulmuş, usûl hatalarıyla sakat süreçlerin ardından yine hiçbir somut olgu gösterilmeksizin tutuklanmıştır. Müvekkilimin konumu ve mesleki faaliyetleri göz önünde bulundurulduğunda bu soruşturma esasen müvekkilimin DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ, daha geniş anlamdaysa BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ, dolayısıyla KAMUOYUNUN HABERE ULAŞMA HAKKINI hedef almaktadır.

Gerçekten de AİHM, Bulgaristan’ı ilgilendiren bir kararında, başvurucuyu tutuklayan organın AİHS’in 5/3 maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız değerlendirilemeyeceği için, bu madde anlamında mahkeme sayılamayacağı ve dolayısıyla başvurucunun gözaltı süresinin söz konusu organ kararı ile sona ermediğini değerlendirmiş ve böylece Sözleşmenin 5/3 hükmünün ihlal edildiğine hükmetmiştir. (Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, No. 24760/94, 28/10/1998, par. 148-149) Bağımsız ve tarafsız olmayan bir hakim önüne çıkmak, gözaltındaki kişinin AİHS anlamında hakim önüne çıkması anlamına gelmeyeceği için, gözaltı süresini sona erdirmez ve kişi şeklen tutuklansa dahi, AİHS açısından gözaltında kalmaya devam eder. Bu durumda da AİHS’in 5/3. maddesinin izin verdiği 4 günlük gözaltı süresinin aşıldığı her durumda Sözleşmenin 5/3 hükmünün ihlali oluşur. (Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, par. 146-150 – Nikolova/Bulgaristan, par. 51 ve 52)

18-) Müvekkil Hidayet Karaca 2 aydır tutukludur. Bu süreçte tutukluluğa karşı tarafımızca yapılan itirazların hiçbirisine müspet cevap verilmemiş, her seferinde tüm Sulh Ceza Hâkimlerince aynen kullanılan rutin ve basmakalıp ifadeler ile tutukluluk itirazları reddedilmiştir.

14 Aralık 2014’ten bu yana siyasi iktidarın temsilcileri her fırsatta müvekkilin masumiyet karinesini zedelemiş, iktidara yakın medya organları da sistematik şekilde müvekkili yıpratıcı kara propaganda faaliyetleri ile sürece destek vermişlerdir. Operasyonun yaşandığı günden bu yana Sulh Ceza Hâkimliği yapan 6 hakim de müvekkil ile ilgili önlerine gelen tüm talep ve itirazları müvekkilin aleyhine sonuçlandırmışlardır.
19-) Bu tarihe kadar tutukluluk incelemelerini ve itirazları değerlendirecek olan 6 tane sulh ceza hakimi, bundan sonraki işlemleri de tesis edecektir. Ancak bu durum bu güne kadar yaşanan hak ihlallerine her geçen saniye bir yenisini daha eklemekten başka bir amaca hizmet etmeyecektir. Mevcut hukuki durum 2 ay önceki durum ile aynı olup kararı veren ve inceleyecek olan hâkimler aynı kişilerdir.

20-) Verilen bu örnekler, bu 6 hâkimin dosya kapsamında müvekkiller lehine karar vermeyeceğine karine teşkil etmektedir. 6 Sulh ceza hâkimi arasında geçen bu ‘inceleme-ret-tutukluluk itiraz-ret’ döngüsü içerisinde buna benzer durumlarla karşılaşmamak mümkün değildir. Tüm bu itirazlarımıza verilen ret kararları ile tutukluluğun devamı yönünde verilen kararlar ve Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen menfi cevaplar, hak arayışımıza her defasında menfi cevap verileceğinin habercileridir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İşkence ve kötü muamele suçları cezasız kalmaz

İşkence ve kötü muamele suçları cezasız kalmaz Av. Fikret Duran Türkiye’de işkence iddiaları hep gündemde olmuştur. Askeri darbelerden sonra...